Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK NEDENİYLE BOŞANMA DAVASI

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası en çok duyulan ve görülen boşanma davasıdır dersek yanlış bir tez ileri sürmüş olmayız.
Çiftlerin boşanma aşamasında mahkemeye en çok sundukları sebeplerden biridir bu. Diğer adı evlilik birliğinin sarsılması olan bu sebebi öne süren çiftler için evlilikleri çekilmez noktaya gelmiş, aynı evde yaşanılamaz hale gelinmiş demektir.
Bu noktaya gelen çiftlerden biri gerekçesini öne sürerek boşama davası açabilmektedir. Genel boşanma sebepleri arasında yer alan evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerekçesiyle açılan bu dava çekişmeli dava türlerinin aldatma sebebiyle boşanma davası ile birlikte en bilinenidir.
Bu yazımızda şiddetli geçimsizlik nedir, evlilik birliğini temelinden sarsan davranışlar nelerdir ve bu boşanmanın şartları nelerdir, şiddetli geçimsizlik nasıl ispatlanır, delilleri nelerdir gibi sorulara yanıt vereceğiz.

İçindekiler gizle

ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK NEDENİYLE BOŞANMA DAVASI

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası Medeni Kanun 1 Ocak 2002 tarihi itibariyle yenilenmeden önce daha çok kullanılan ve duyulan bir tanımdı.
Günümüzde bu boşanma davaları için “Evlilik birliğinin temelinden sarsılması” davası tanımı kullanılmaktadır. Ancak hem ağızlara yerleşmesi hem de daha bilindik olması nedeniyle hala şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşandık diyenler de hayli fazladır.
Çiftler hemen hiçbir konuda anlaşamıyorsa, sürekli kavga ediyorsa, evdeki hayat deyim yerindeyse cehenneme dönmüşse, şiddet varsa, o evlilikte bir şiddetli geçimsizlik olduğu kabul edilebilir. Çiftler sürekli gergin ve huzursuz bu yaşamı devam ettirmek yerine evlilik birliğini sona erdirmek isterler ve boşanma davası açarlar. Taraflardan birinin bu gerekçeyle dava açması yeterlidir.

ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK NEDİR?

Bu dava türünün tam olarak anlayabilmek için öncelikle şiddetli geçimsizliğin ne olduğunu netleştirmek gereklidir.
Şiddetli geçimsizlik evlilik birliğinin devamının eşlerden biri veya ikisi için de çekilmez hale gelmesi ve devamının mümkün olmamasıdır. Evliliğin devam etmesi taraflar ve çocuklar için artık yarar sağlamıyor tam tersi zarar veriyorsa taraflar şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası açma hakkına sahiptir.
Peki hangi durumlar şiddetli geçimsizlik kapsamındadır?
Aslında özel boşanma sebeplerinin her biri evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yani şiddetli geçimsizliğe dayanmaktadır. Mesela eşlerden birinin haysiyetsiz bir yaşam sürmesi evlilik birliğinin temeline dinamit koymakla aynı anlama gelmektedir.

EVLİLİK BİRLİĞİNİ TEMELİNDEN SARSAN DAVRANIŞLAR NELERDİR?

Evlilik birliğini temelden sarsan pek çok davranış vardır. Bazıları maddi bazıları manevi olabilen bu davranışları hem kadın hem de erkek eş yaparak şiddetli geçimsizliğin ortaya çıkmasına ve boşanma davasının açılmasına neden olabilirler.
Bu sebepleri şöyle saymak mümkündür:

  • Aşağılamak,
  • Başkaları ile kıyaslamak
  • Alay etmek,
  • Küçük düşürmek,
  • İftirada bulunmak,
  • Sadakatsizlikle suçlamak,
  • Hırsızlık yapmak,
  • Sevgisiz davranmak,
  • Eşe tükürmek,
  • Eşin dedikodusunu yapmak,
  • İlgisizlik,
  • İktidarsızlıkla suçlamak,
  • Hakaret etmek,
  • Aşırı kıskançlık,
  • Tehdit etmek,
  • Baskı kurmak,
  • Ayrı ev kurmamak,
  • Aşırı borçlanmak,
  • Kumarbazlık,
  • Eve haciz gelmesine neden olmak,
  • Cimrilik,
  • Evin maddi ihtiyaçları ile ilgilenmemek,
  • Eşinin çalışmasına izin vermemek,
  • Cinsel tacizde bulunmak,
  • Cinsel ilişki kurmamak,
  • Zorla cinsel ilişkide bulunmak,
  • İstenmeyen biçimde cinsel ilişki kurmak,
  • İktidarsızlığı açıklamak,
  • Eve başkasını almak,
  • Başkasıyla karı koca hayatı yaşamak,
  • Başkasıyla cinsel ilişkiye girmek gibi,
  • Dövmek,
  • Yaralamak,
  • Etrafa zarar vermek
  • Aşırı alkol ya da uyuşturucu kullanmak,
  • Bedduada bulunmak,
  • Zarar vermek için ihbar veya şikâyette bulunmak.

ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK SEBEBİYLE BOŞANMANIN ŞARTLARI

Medeni Kanun’un 166’ıncı maddesi şiddetli geçimsizlik sebebiyle boşanma davası ve şartlarını düzenlemektedir.
Maddeye göre;
Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Bu fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.
Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur. Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.
Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma kararı verilebilmesi için;

  • Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması gerekir.
  • Evlilik birliğinin temelinden sarsılması ortak hayatı çekilmez hale getirmiş olmalıdır.
  • Davacının kusuru daha ağır ise, davalının boşanmaya itiraz etmemiş olması veya itirazın kabul görmemiş olması gerekir.

ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK NEDENİYLE BOŞANMA DAVASINDA GİZLİLİK KARARI

Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre mahkemelerde görülen duruşmaların herkese açık olduğunu hatırlatalım. Ancak belli durumlarda boşanma davalarında gizlilik karar alınabilir.
Hakim duruşmaların bir bölümünün ya da tümünün kapalı gerçekleştirilmesi kararını genel ahlak ya da kamu güvenliğinin net biçimde gereklilik teşkil etmiş olduğu durumlarda alabilir. Bu durum şiddetli geçimsizlik nedeniyle açılmış boşanma davaları için de geçerlidir.
Taraflardan birinin ya da ikisinin talebi olursa hakim duruşmanın açık yada kapalı olmasına karar verme yetkisine sahiptir.

BOŞANMA DAVASININ ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK VE BİR ÖZEL BOŞANMA SEBEBİYLE BİRLİKTE AÇILMASI

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası “Genel boşanma” sebeplerinden biridir.
Bu dava açma sebebine özel boşanma sebeplerinden biri veya birkaçı daha eklenebilir ve dava birden fazla sebebe dayandırılarak açılabilir.
Bu noktada öze boşanma sebeplerini kısaca anlatmak gerekir. Bu sebepler şunlardır:

  • Zina veya aldatma
  • Terk
  • Suç işleme ve haysiyetsiz bir hayat sürme
  • Hayata kast, kötü veya onur kırıcı davranışlar
  • Akıl hastalığı.

Özel boşanma sebeplerinden birinin eklenmesi durumunda boşanma davası genellikle çekişmeli boşanma davasına dönmektedir. Ya da şöyle söyleyelim: Dava çekişmeli olsun isteyen taraf genel boşanma niteliğindeki şiddetli geçimsizliğe ek olarak örneğin aldatma ya da haysiyetsiz bir hayat sürme sebebini gerekçe gösterebilir.
Böylesi bir durumda mahkeme özel boşanma sebebinin varlığını kabul ederse öncelikle özel nedene dayalı olarak boşama hükmü verir.
Tersi durumda özel boşanma sebebinin gerçekleşmediği kanısı oluşursa genel boşanma nedeni olan evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma kararı verilecektir.
Örneğin hayata kast, kötü veya onur kırıcı davranışlar ve şiddetli geçimsizlik nedeniyle açılan davada mahkeme ilk sebebin ispatlanamaması durumunda ikinci sebepten boşanma kararı verir.
Burada ayrıntı “Kusur”da gizlidir.
Özel boşanma sebeplerinde, davacı, karşı tarafın kusurlu olup olmadığını, hangi tarafın ne kadar kusurlu olduğunu ispatlamak zorunda değildir. Sadece özel bir boşanma sebebi olduğunu yani aldatma ya da hayata kast, onur kırıcı davranış haysiyetsiz yaşam sürme vs’yi ispatlamak zorundadır.
Oysa şiddetli geçimsizlik sebebiyle açılan davada taraflar birbirlerinin kusurlu olduğunu ispatlamakla yükümlüdür.

ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİĞİN İSPATLANMASI VE DELİLLER

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle açılan davada davacının davalının kusurunu ispatlaması çok önemlidir. Çünkü kusurun ispatlanması şiddetli geçimsizliğin yani evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının da ispatlanması demektir.
Davayı açan eş davalıdan daha az kusurlu ya da kusursuzsa bunun ispatlanması ile boşanma kararı verilir. Davacı davalıdan daha kusurluysa boşanmanın reddine karar verilmesi muhtemeldir.
Ancak kusur ispatlanamazsa ya da davacı eş davalı eşten daha fazla kusurluysa davanın reddine hükmolunur.
Peki ispat nasıl olacak, hangi deliller söz konusudur?
Tanıklar her boşanma davasında olduğu gibi şiddetli geçimsizlik nedeniyle açılan boşanma davalarında da en önemli delil kaynağıdır. Tanıklar, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ve eşlerin birbirleri ile yaşayamayacaklarını beyan edebilirler.
Ayrıca ses ve video kayıtları, fotoğraflar, hastane darp ya da adli tıp raporları, kredi kartı ayrıntılı dökümleri, telefon kayıtları, taraflar arasında daha önce görülmüş bir dava varsa dava kayıtları, otel giriş çıkış kayıtları vb. gibi akla gelebilecek her delil bu davada kullanılabilir.

ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK NEDENİYLE BOŞANMA DAVASI NASIL AÇILIR?

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası, boşanma sebepleri ve delillerini içeren dava dilekçesinin mahkemeye sunulması ve ayrıca yargılama harç ve giderlerinin mahkeme veznesine yatırılması ile açılır.

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILDIĞININ KABUL EDİLDİĞİ KANUNİ HALLER

Medeni Kanun’un 166 maddesinin 2/3. fıkraları evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının kabul edildiği kanuni halleri düzenler.
Medeni Kanun, eşlerin kusuru olmasa dahi, “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” durumunu bazı hallerde kabul etmiştir.
Bu duruma örnek anlaşmalı boşanmalardır.
Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır.
Ortak hayatın yeniden kurulamaması da keza aynı şekildedir. Boşanma davası reddedilmiş ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesine rağmen eşler müşterek hayatı yeniden kuramamışsa da evlilik birliği temelden sarsılmış sayılmaktadır.
Bu durumda, taraflardan birinin talebi üzerine boşanmaya hükmedilir.

ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK NEDENİYLE BOŞANMA DAVASINDA KUSUR

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davaları “kusur” odaklı davalardır.
Bir taraf diğer tarafın kusuruna dayanarak bu davayı açar. Bu nedenle davalının kusurunu ispatlamak zorundadır.
Tarafları kusurunun boşanmaya etkisi ise değişkendir.
Kusursuz eş; diğer tarafın az da olsa kusurlu olduğunu ispatladığı takdirde, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilir ve boşanma kararı verilir.
Eğer davalının kusuru ispatlanamamışsa ya da kusursuz ise dava reddedilir.
Az kusurlu eş, diğer tarafın daha fazla kusurlu olduğunu ispatlarsa şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma kararı verilir.
Daha fazla kusurlu eş; diğer eşin kendisinden az da olsa kusurlu olduğunu ispatlarsa ve diğer eş boşanmaya karşı çıkmazsa boşanma kararı verilir.
Eşit kusur halinde boşanmaya karar verilir.
Tamamen kusurlu eşin açtığı boşanma davası reddedilir.

ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK NEDENİYLE BOŞANMA DAVASINDA NAFAKA VERİLİR Mİ?

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davasında nafaka verilir. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak şartıyla diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Bu nafakaya “yoksulluk nafakası” denilmektedir.
Yine Medeni Kanun’un 182/2. Maddesi uyarınca davada iştirak nafakası da verilebilir. Bu nafakayı herhangi bir talep olmadan hakim belirler. İştirak nafakası boşanma sonunda kendisinde velayeti kendisinde olmayan eşe velayetindeki çocuk için verilen nafakadır. Çocuğun giderlerine katılma nafakasıdır. Bu giderler, çocuğun eğitim, yiyecek, barınma ve sağlık giderleridir.
Bu nafaka türünde eşlerin kusur durumunun hiçbir önemi yoktur. Bu nafaka türündeki amaç ergin olmayan çocuğun yetiştirilmesi, sağlık barınma, eğitim vs. giderlerine velayet kendisine verilmeyen eşin mali gücü oranında katılmasını sağlamaktır.

ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK NEDENİYLE BOŞANMA DAVASINDA VELAYET KİME VERİLİR?

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle çekişmeli boşanma davasında çocuğun velayetinin hangi eşe verileceği çocuğun “üstün yararı” dikkate alınarak belirlenir. Çocuk annenin bakımına muhtaç olduğu yaşlardaysa kusurlu taraf olsa da velayet anneye verilir. İdrak yaşı denen 8 yaşından büyükse görüşü alınır ve bu görüşe göre karar verilir.

SÜREÇ NASIL İLERLİYOR?

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası belirli aşamalardan geçerek sona erdirilmektedir.
Bu aşamalar;

  • Dilekçeler aşaması
  • Ön inceleme duruşması aşaması,
  • Tahkikat aşaması,
  • Sözlü yargılama aşaması
  • Hüküm aşaması’dır.

Dilekçeler aşaması
Boşanma davası, boşanmak isteyen taraf ya da tarafların yaşadıkları yerdeki aile mahkemesine boşanma dilekçesini vermesiyle başlar. Daha sonra dava dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilir. Bu noktada davalı isterse cevap dilekçesi yazabilir.
Ön inceleme duruşması aşaması
Ön inceleme duruşması genellikle bir celsedir. İstisnai durumlarda ikinci bir celse yapıldığı olur.
Bu duruşmada mahkeme, taraflar arasındaki anlaşmazlığın nedenlerini ve birbirlerinden taleplerini tespit etmeye çalıştığı gibi tarafları sulhe çağırır. Taraflar sulhe yanaşmıyorsa bu durum imza altına alınır. Tarafların delilleri toplamaları için ara kararlar oluşturulur ve süre verilir.
Tahkikat aşaması
Bu aşama, boşanma davasının en önemli aşamasıdır. Bu aşamada deliller sunulur, tanıklar dinlenir. Taraflar iddialarını ortaya döker. Bilirkişi raporları yazdırılır.
Sözlü yargılama aşaması
Karar öncesi son aşama ise sözlü yargılama aşamasıdır. Bu aşama son duruşmadır. Bu aşamada taraflara son sözleri sorulur. Sözlü yargılama için gün verilir ve taraflara sözlü yargılama duruşmasına gelmemeleri halinde yokluklarına karar verileceği açıklanır.
Hüküm aşaması
Boşanma davasının son aşama ise karar aşamasıdır. Verilmiş olan hüküm sözlü duruşmadan ortalama bir ay sonra gerekçeli olarak açıklanır. Hükmün gerekçeleri ve hukuki ayrıntılarının ilan dildiği aşamadır.

ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK SEBEBİYLE BOŞANMA DİLEKÇE ÖRNEĞİ

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası dilekçe örnekleri internetten rahatlıkla bulunabilir. Bu örnekleri genellikle boşanma sırasında avukat tutmayan taraf/lar inceler.
Örnek dilekçeyi eksiksiz dolduran bir kişi boşanma davasını kendisi de açabilir ama dediğimiz gibi dilekçenin eksiksiz ve doğru bir şekilde doldurulması gerekmektedir.
Dilekçede öncelikle davanın açılacağı hakimliğin adının olması gerekmektedir.
Daha sonra ise sırayla,

  • Davalının adı- TC kimlik numarası,
  • Adresi
  • Davalının adı- TC kimlik numarası
  • Adresi
  • Dava konusu
  • Açıklamalar
  • Hukuki nedenler
  • Deliller
  • Sonuç ve istem bulunmalıdır.

Açıklamalar kısmında içinde bulunulan durum hakkında ayrıntılı bilgi verilmelidir.
Dilekçede hem davalının hem de davacının imzaları ve imza tarihi de olmalıdır

ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASI YARGITAY KARARLARI

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Çekişmeli Boşanma Davasında Eşit Kusur

Eşit kusur halinde boşanmaya hükmedilir. Bu durumun örnekleri Yargıtay kararlarında da vardır.
Yargıtay kararlarında şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davalarında kusur kavramının boşanmaya etkisi şu şekilde ifade edilmiştir:
Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde “evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerin her birinin boşanma davası açabileceği” hükme bağlanmıştır. Bu hükmü, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise; Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK m. 166/2). Somut olayda mahkemece, “davacı erkeğin davalı kadına ve reşit bile olsa müşterek çocuklarına karşı haksız eylemlerde bulunduğu” gerekçesiyle tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de, mahkemece boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı kadına herhangi bir kusur yüklenmediği gibi, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacı erkeğin eşine hakaret ettiği, eşine ve ortak çocuğa fiziksel şiddet uyguladığı, tehdit ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı erkeğin tamamen kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması yukarıda da açıklandığı üzere tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle davanın reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir (Y2HD-K.2018/9691).

Eşe Hakaret Etmek ve Küçük Düşürmek Daha Fazla Kusurluluk Anlamına Gelir

Eşe hakaret, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma sebebidir.
Yargıtay’ın örnek kararı şöyledir:
Tarafların 12.01.1996 tarihinde evlendiği, eldeki boşanma davasının 23.03.2012 tarihinde davacı kadın tarafından açıldığı, mahkemece evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanma kararı verildiği, kararın sadece davacı kadın vekili tarafından temyiz edildiği, Özel Daire tarafından da “az kusurlu olan davacı yararına TMK’nın 174/1. ve 174/2. maddeleri uyarınca uygun miktarda maddi ve manevi tazminat takdir edilmesi” gerektiğinden bahisle bozma kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davalı erkeğin, eşine ağır sözlerle hakaret ettiği, sık sık alkol aldığı, alkol aldığında sehpayı duvara vurmak, televizyonu kırmak gibi eylemlerde bulunarak evdeki eşyalara zarar verdiği, bu suretle kusurlu olduğu Mahkemenin ve Özel Dairenin kabulündedir. Davacı kadının boşanmaya sebebiyet veren kusurlu eylemleri değerlendirildiğinde ise eşinin ameliyat olduğu bir süreçte onunla yeterince ilgilenmediği, kızdığında çocuklarına karşı eşekoğlu eşek sözleriyle bağırdığı, eşinin teyzesiyle olan konuşmasında “eşinden tiksindiğini” söylediği tüm dosya kapsamı ile sabit olup, bu durumda evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda davacı kadının kusuru bulunmakla birlikte davalı erkeğin kadına nazaran daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, tarafların birinin kusurunu diğerinden baskın kabul etmenin mümkün olmadığı, evlilik birliğinin sarsılmasında tarafların eşit kusurlu olduğu buna bağlı olarak mahkemece davacı kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesinin yerinde olduğu, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Diğer taraftan, her ne kadar gerekçeli karar başlığında dava tarihi 23.03.2012 yerine 27.09.2014 olarak gösterilmiş ise de bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir bir hata olduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
Hâl böyle olunca, boşanmaya yol açan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle davacı kadının TMK’nın 174/1. ve 2. maddeleri uyarınca talep ettiği maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi yönünde direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

Kusurlu Eşin Daha Önce Affedilmesi Halinde Çekişmeli Boşanma Davası

Çekişmeli boşanma davasında iddia edilen olayların bir kısmı ya da tamamı, evlilik birliği içinde daha önce affedilmiş olabilir. Bu halde davalı taraf, davacının kendisini bu konular nedeniyle affettiği yönünde savunma yapabilir. Bu savuma evlilik birliğinin temelinden sarsılmadığını ispatlaması açısından önemlidir.
“Evlilik birliğinin temelinden sarsılması” şartının mevcut olmadığı yönündeki savunmanın dikkate alınabilmesi için:
Affeden tarafın, affetmeye dair kayıtsız şartsız bir irade beyanının mevcut olması ya da affetmeyi gösteren fiili tutum ve davranışların olması,
Davalı tarafın, davacı tarafından affedildiği iddiasında bulunması ve affetme sayılabilecek davranış ve tutumların ispat edilmesi gereklidir.
Bu hususta Yargıtay’ın emsal kararları vardır:
Mahkemece, davalı karşı davacı erkeğin eşine yönelik şiddet içerikli söz ve davranışlarda bulunması sebebi ile kusurlu olduğu belirtilmiş ise de; tarafların daha önce fiilen ayrılıp, tekrar barıştıkları, fiili birlikteliğin devam etmesi sebebi ile önceki olayların karşı tarafça affedilmiş veya en azından hoşgörü ile karşılandığının kabul edilmesi gerektiği, davacı-karşı davalı kadın tanığı G.A.’ın kızında şiddet belirtisi görmediğini beyan ettiği, tanık S.A.’ın ifadesinde geçen fiziksel şiddete ilişkin görgüden sonra tarafların tekrar bir arada yaşadıkları anlaşılmakla, davalı karşı davacı erkeğin, eşine şiddet içerikli söz ve davranışlarda bulunduğundan bahisle kusur yüklenmesi doğru görülmemiştir. İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi. E. 2018 / 3400 K. 2019 / 1838 T. 16.12.2019

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma Davasında Kusur (Konut Temini, Evden Kovma)

Mahkemece doğum sonrası psikolojisi bozulan davalı – karşı davacının kendini hayattan tümüyle soyutladığı, müşterek çocuk ile ilgilenemediği, tedavi için hastaneye yatmayı kabul etmediği, yaşanan bu olaylar nedeniyle tarafların ayrı yaşamaya başladıkları taraflar arasındaki geçimsizliğe konu olaylar sebebiyle evlilik birliğini sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı – karşı davacının ağır kusurlu olduğu gerekçesi ile asıl davanın kabulüne, davalı karşı davacının boşanma davasının reddine karar verilmiştir. Somut olayda dinlenen tanık beyanları ve toplanan delillerden davalı – karşı davacı kadının hastalığı nedeni ile tedavi için hastaneye yatmayı kabul etmeyip tedaviden kaçındığı, buna karşılık davacı – karşı davalı erkeğin evlilik birliğinde manevi anlamda bağımsız bir konut temin etmeyip davalı – karşı davacı kadını müşterek evden göndermek istediği ve çıkan tartışmada kadının ailesini çağırıp kızlarını almalarını istediği, tarafların bu şekilde ayrıldıkları anlaşılmıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda davacı karşı davalı erkek ağır kusurlu, davalı – karşı davacı kadın ise az kusurludur. Hal böyleyken mahkemece kadının ağır kusurlu olduğu kabul edilip, bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davalı – karşı davacının davasının reddi doğru görülmemiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu – Karar : 2017/1084).

Çekişmeli Boşanma Davasında Maddi ve Manevi Tazminat

Yerel mahkemece davacı birleşen dosya davalısı …’in evlilik birliği devam ederken bir başka kadınla ilişki kurduğu, hatta onunla birlikte yaşayarak sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, davalı kadına şiddet uyguladığı, aynı şekilde davalı birleşen dosya davacısının da evlilik birliği sona ermeden başka erkeklerle birlikte olduğu, bu haliyle boşanmaya yol açan olaylarda her iki tarafın eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, ortak çocuklardan birinin velayetinin babaya, diğerinin velayetinin anneye verilmesine, anneye verilen çocuk için anne lehine 200-TL tedbir ve iştirak nafakasına, kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine, kadın lehine TMK’nın 175. maddesi gereğince 300-TL tedbir ve yoksulluk nafakasına hükmedilmesine karar verilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan davranışlar bakımından davacı – davalı erkeğin ağır kusurlu olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre davalı – davacı kadın yararına maddi ve manevi tazminata (TMK 174/1-2 m.) hükmedilmesi gerekip gerekmediği noktasındadır. Türk Medeni Kanunu uyarınca maddi ve manevi tazminat talepleri boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarından biridir.
Uyuşmazlığa konu davada davacı – davalı erkeğin ağır kusurlu olduğu dikkate alınarak davalı kadının maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1 -2) taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi doğru görülmemiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu – Karar : 2017/1093).

Çekişmeli Boşanma Davasında Eşit Kusur Halinde Maddi ve Manevi Tazminat

Yerel mahkemece davacının, davalı kadın eş için müstakil konut sağlamadığı, davalıyı ilk eşinden olan çocukları ile yaşamak zorunda bıraktığı buna karşılık davalının da davacının ilk eşinden olan çocuklarına karşı kötü davrandığı, çocuklar ile babalarının arasını açtığı, yemek yemelerini kısıtladığı, davacı ve çocuklarının da kadın eşi eve almadığı, bu durumda evlilik birliğinin sarsılmasında her iki tarafın da kusurlu olduğunu ancak davalıya müstakil konut temin etmeyen ve davalıyı müşterek konuta almayan davacının kusurunun daha ağır olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, davalı kadın lehine TMK’nın 174/1. maddesi gereğince 10.000,00 TL maddi tazminata, TMK’nın 169. maddesi uyarınca 150,00 TL tedbir, 175. maddesi uyarınca 200,00 TL yoksulluk nafakasına hükmedilmesine karar verilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre davalı kadın yararına maddi tazminata (TMK m. 174/1) hükmedilmesi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Somut olayda, dinlenen taraf tanıklarının beyanları değerlendirildiğinde; tarafların davacı eşin ilk evliliğinden olma üç çocuğu ile birlikte yaşadıkları, davalı kadının çocukları babalarına kötülemek, müşterek evde bulunan yemek malzemelerini onlardan saklamak suretiyle çocuklara kötü davrandığı, davacı eşin ise davalı kadını çocukları ile yaşamak zorunda bıraktığı, en son davacının oğlunun davalı kadını evden kovduğu ve tarafların bu şekilde ayrıldıkları anlaşılmıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında tarafların birinin kusurunu diğerinden baskın kabul etmek mümkün değildir. Hal böyle olunca uyuşmazlığa konu davada tarafların eşit kusurlu olduğu dikkate alınarak davalı kadının maddi tazminat (TMK m. 174/1) talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru görülmemiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu – Karar : 2017/1094).

Anlaşmalı Boşanmanın Çekişmeli Boşanma Davasına Dönüşmesi

Anlaşmalı boşanmada, boşanma kararı kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki kararlarından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilse dahi davacının anlaşmalı boşanma hükmünü gerçekleşen anlaşmaya rağmen temyiz etmesi davadan açıkça feragat etmedikçe anlaşmalı boşanma yönündeki iradesinden rücu niteliğinde olup, bu halde anlaşmalı boşanma davasının “çekişmeli boşanma” (TMK m. 166/1-2) olarak görülmesi gerekir. Açıklanan sebeple mahkemece taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini içeren beyan ile iddia ve savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın ispatını sağlayacak delillerini sunmak ve dilekçelerin karşılıklı verilmesini sağlamak üzere süre verilip ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – Karar : 2017/5101).

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Çekişmeli Boşanma Davasında Tam Kusur

Yargıtay’ın bu konudaki emsal kararı şöyledir:
Davalı kadından kaynaklanan boşanmayı gerektiren kusurlu bir davranış tespit edilememiştir. Türk Medeni Kanununun 166. maddesinde “evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerin her birinin boşanma davası açabileceği” hükme bağlanmıştır.
Bu hükmü, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.
Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK m. 166/2). Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – Karar : 2017/4033).

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma Davası Esnasında Eşin Ölümü

Davacı erkek tarafından açılan Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesine dayalı boşanma davası devam ederken davalı asil 29.12.2014 tarihinde vefat etmiş, davaya mirasçıları tarafından devam edilmiş, mahkemece, davalı mirasçılarının müdahillik taleplerinin kabulüne, boşanma yönünden karar verilmesine yer olmadığına ve Türk Medeni Kanununun 182/2. maddesinin yollaması ile aynı maddenin 1. fıkrası uyarınca davacının davalının mirasçısı olamayacağının tespitine karar verilmiştir.
Evlilik birliği ölümle sona erdiğinde, mirasçılar Türk Medeni Kanununun 181/2. maddesi uyarınca kusur belirlemesine yönelik olarak davaya devam edilebileceğine göre, mahkemece davalının kusurlu olup olmadığı yönünde bir tespit yapılması gerekirken, yazılı olduğu şekliyle davacının davalının yasal mirasçısı olmadığının tespitine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – Karar : 2017/2959).

İlk Boşanma Davasının Reddi Halinde Davalının Kusursuz Olduğunun Tespiti

Mahkemece taraflar eşit kusurlu kabul edilerek davacı kadının tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı erkeğin, davacı kadına karşı Aile Mahkemesi’nin 2011/83 esas, ve 2012/1089 karar sayılı dosyasıyla Türk Medeni Kanununun 166/1 maddesi uyarınca boşanma davası açtığı, davanın “davalı erkeğin, davacı kadına fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığı gerekçesiyle tam kusurlu olması” nedeniyle reddedildiği, kararın 25/12/2012 tarihinde kesinleştiği ve tarafların bu davadan sonra bir araya gelmedikleri anlaşılmaktadır. Davacı kadın tarafından açılan bu davaya kadar geçen zaman içinde de davacı kadının bir kusuru ortaya konulamamıştır. Önceki boşanma davasının reddine ilişkin karar, bu davaya kadar davacı kadının boşanmayı gerektirecek bir kusurunun bulunmadığı konusunda kesin hüküm teşkil eder. Bu kesin hükmün varlığı karşısında, önceki olaylardan dolayı davacı kadın artık kusurlu sayılamaz. Gerçekleşen bu durum karşısında kusursuz davacı kadın yararına maddi ve manevi tazminata
(TMK m.174/1-2) hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur tespiti ile buna bağlı olarak davacı kadının tazminat taleplerinin reddi doğru görülmemiştir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – Karar : 2017/2975).

Eşinin Annesine Küfür Nedeniyle Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması

Mahkemece, evlilik birliğinin sarsılmasına yol açan olaylarda davalı-karşı davacı kadının daha fazla kusurlu olduğu kabul edilerek, kadının davasının reddine, erkeğin davasının kabulüyle boşanmaya karar verilmiş ise de; mahkemece taraflara yüklenen ve gerçekleşmiş bulunan kusurlu davranışların yanında, erkeğin eşinin annesine sinkaflı küfür etmek suretiyle hakarette bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylar karşısında davalı-karşı davacı kadın da dava açmakta haklı olup, Türk Medeni Kanununun 166. maddesi koşulları kadının davası yönünden gerçekleşmiştir. O halde, davalı-karşı davacı kadının boşanma davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru görülmemiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – Karar : 2017/3949).

Cevap Dilekçesi Vermeyen Taraf Çekişmeli Boşanma Davasında Vakıa İleri Süremez

Davalı erkeğin süresi içerisinde cevap dilekçesi vermediği, davaya süresinde cevap vermemiş olan davalının, diğer tarafın kusurlu olduğuna yönelik bir vakıa ileri süremeyeceği, bu durumda davacı kadına kusur yüklenmesinin mümkün olmadığı, boşanmaya sebep veren olaylarda sadakat yükümlülüğünü ihlal eden, eşine hakaret eden, eşini aşağılayan, eşine karşı fiziksel şiddet uygulayan davalı erkeğin tamamen kusurlu olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi -Karar : 2017/36209.

Ortak Hayatın Yeniden Kurulamaması Nedeniyle Tazminat

Taraflar arasında görülen boşanma davasının yapılan muhakemesi neticesinde, mahkemece Türk Medeni Kanunu m.l66/son uyarınca boşanmaya karar verildiği takdirde kusur tespiti yapılamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, kadının fer’i nitelikteki taleplerinin reddiyle tarafların Türk Medeni Kanununun 166/son maddesi uyarınca boşanmalarına karar verilmiştir.
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, taraflar arasında daha önce görülen ve erkeğin davasına dayanak teşkil eden davanın, “davacı erkeğin manevi yönden tam bağımsız ev açmadığı, ailesinin evliliğe müdahalesine sessiz kaldığı, erkeğin annesi tarafından erkeğin ilk eşinin fotoğraflarının duvara asıldığı, erkeğin buna sessiz kaldığı ve kadının ikinci çocuğuna hamileyken evden kovulduğu, ailesinin yanında doğum yapmak zorunda kaldığı“ gerekçesiyle reddedilip 16.02.2011 tarihinde kesinleştiğinin, bu tarihten sonra da mahkemenin kabulünde olduğu üzere erkeğin başkasıyla gayri resmi birliktelik yaşayarak sadakatsiz olduğunun, tarafların bir araya gelmediklerinin, fiili ayrılık döneminde davalı kadına kusur olarak yüklenebilecek bir olayın varlığının da kanıtlanamadığının, anlaşılmasına göre, Türk Medeni Kanununun 166/son maddesine dayanak teşkil eden ve retle sonuçlanan ilk davayı açan ve tam kusurlu bulunarak davası reddedilen ve fiili ayrılık döneminde sadakatsiz davranışlar içinde bulunan erkeğin tamamen kusurlu olduğunun kabulü gerekmektedir. Durum böyleyken; mahkemece “Türk Medeni Kanunu m. 166/son uyarınca boşanmaya karar verildiği takdirde kusur tespiti yapılamayacağı” gerekçesiyle davalı kadının maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) taleplerinin reddine karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2.HD – Karar:2017/2629).

Ceza Mahkemesinin Beraat Kararı Aile Mahkemesini Bağlamaz

Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, mahkemece taraflara yüklenen kusurlu davranışlar yanında, davalı-karşı davacı kadının eşine salak, manyak, ailene söz geçiremiyorsun tarzı hakaretler ettiği, davacı- karşı davalı erkeğin de birden fazla kez fiziksel şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece davacı-karşı davalı erkeğin ceza yargılamasına konu son şiddet olayından beraat ettiği belirtilmiş ise de, beraat kararı hukuk hakimini (aile mahkemesini) bağlayıcı değildir. O halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.
Olayların akışı karşısında davalı-karşı davacı erkek de dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davasının da kabulü (TMK m. 166/2) ile boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile erkeğin davasının reddi doğru bulunmamıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – Karar : 2017/3351).

Çekişmeli Boşanma Davasında Özel ve Genel Boşanma Sebebine Birlikte Dayanılması

Çekişmeli boşanma davasında özel ve genel boşanma sebebine birlikte dayanılması durumunda özel boşanma sebebinin ispatı zorunludur. Aldatma, kötü davranma, haysiyetsiz yaşam sürme vs.
Somut olayda; davalı -davacı (koca), birleştirilen davasına ilişkin dava dilekçesinde, eşinin zina yaptığından söz ederek boşanmaya karar verilmesini istemiştir. Yukarıda açıklandığı gibi; davalı-davacı koca bu davasıyla, hem Türk Medeni Kanununu 161. maddesinde düzenlenen “zina” özel boşanma sebebine hem de Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesindeki “evlilik birliğinin temelinden sarsılması “ sebebi olarak “genel boşanma” sebebine dayanmıştır. Davalı-davacı kocanın, davanın münhasıran Türk Medeni Kanununun 161. maddesindeki zina hukuki sebebi çerçevesinde karara bağlanmasına yönelik açık bir talebi olmadığına göre; mahkeme incelemesinin hem Türk Medeni Kanununun 161. maddesi, hem de Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi çerçevesinde yapılması gerekir. Mahkeme incelenmesini sadece Türk Medeni Kanununun 161. maddesi çerçevesinde yapmış, zinanın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş; ancak zina olmadığını kabul ettiği kadının davranışının Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi çerçevesinde sadakat yükümlülüğüne aykırı veya güven sarsıcı bir davranış aşamasında kalmış olup olmadığı yönünden bir inceleme yapmamıştır. O halde; toplanan delilerin Türk Medeni Kanununu 166/1-2. maddesi çerçevesinde değerlendirilerek; boşanma talebi hakkında sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; mahkemece bu yönde inceleme yapılmaması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – Karar : 2013/26481).

Aile Mahkemesi Olmayan Yerlerde Boşanma Davasında Görev

Boşanma davasında görevli mahkeme aile mahkemesi olup, aile mahkemesinin olmadığı yerlerde asliye hukuk mahkemesi, aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakacaktır.
Dava, boşanmaya ilişkin olup, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun, üçüncü kısmı hariç, ikinci kitabında yer almaktadır. Görev, kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun, 5133 sayılı Kanunla değişik 4. maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere (TMK m. 118-395) kaynaklanan bütün davaların, aile mahkemeleri kurulan yerlerde bu mahkemelerce bakılacağını; aynı Yasanın 2. maddesi de, aile mahkemesi kurulmayan yerlerde bu kanun kapsamına giren dava ve işlerin asliye hukuk (aile) mahkemelerinde bakılacağını hükme bağlamıştır. Şu halde Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde Hakimler ve Savcılar Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemelerinde davanın Aile Mahkemesi sıfatı ile görülüp karara bağlanması gerekir (HGK 16.11.2005 tarih ve 2/673-617 sayılı kararı). Bu açıklama karşısında; davaya “Aile Mahkemesi” sıfatıyla bakılması gerekirken, bu husus düşünülmeden Asliye Hukuk Mahkemesi olarak yargılamaya devam edilip, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – Karar : 2018/9401).
4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4/1 maddesi, Türk Medeni Kanununun üçüncü kısmı hariç ikinci kitabında (TMK m. 118-395) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemesinde bakılacağını, aynı yasanın geçici 1. maddesinde; Aile mahkemesi kurulan yerlerde bu mahkemeler faaliyete geçtiğinde yargı çevresi içerisinde ve görev alanına giren sonuçlanmamış dava ve işlerin, yetkili ve görevli aile mahkemesine devredileceğini hükme bağlamıştır. Mahkemenin yargı çevresi içerisinde karardan sonra, aile mahkemesi kurulmuş ve faaliyete geçmiştir. Hüküm temyiz edildiğine göre dava sonuçlanmamış haldedir. 4787 sayılı yasanın geçici 1. maddesi uyarınca davanın yargı çevresi içerisindeki görevli ve yetkili aile mahkemesine devredilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – Karar : 2018/8857).

ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK NEDENİYLE BOŞANMA DAVASI AVUKATI

Şiddetli geçimsizlik sebebiyle açmak isteyeceğiniz davalarda boşanma avukatından yardım ve destek almak hem davaların daha kısa sürmesini hem de hak kaybına uğramanızı engelleyecektir.
Boşanma avukatı, ihtiyacınız olması halinde şiddetli geçimsizlik nedeniyle açacağını davanızda hem de nafaka, mal paylaşımı, velayet, tazminat davalarında uzmanlığını sizin için kullanacaktır.

BİZE ULAŞIN

Aile hukuku alanında ve şiddetli geçimsizlik sebebiyle boşanma davalarınızda, her türlü sorununuzda hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermekteyiz.
Sorununuzun gerçekçi bir değerlendirmesi ve çözüm yolları için bize başvurabilirsiniz.

ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK SEBEBİYLE BOŞANMA AVUKATI ÜCRETLERİ

Şiddetli geçimsizlik sebepli boşanma davaları için avukata ödenecek ücret tamamen müvekkil ile avukat arasındaki anlaşmaya bağlıdır.
Yasa gereği avukatlar “Asgari Avukatlık Ücret Tarifesi”nin altında bir ücrette anlaşamazlar. Bu ücretin altına düşemeyen avukatlar için üst sınır yoktur. Tamamen davanın niteliğine ve avukat-müvekkil arasındaki anlaşmaya bağlı bir durumdur.

Sıkça Sorulan Sorular:

Şiddetli geçimsizlik boşanma ne kadar sürer?
Bu davalar ortalama 1-2 yıl arasında sürmektedir.
Şiddetli geçimsizlik boşanma nasıl olur?
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerekçesiyle açılan boşanma davaları anlaşmalı boşanma davası şeklinde de olabilir çekişmeli boşanma davası şeklinde de olur. Bu durum tamamen çiftlerin vereceği karara bağlıdır.
Tek celsede boşanma sebepleri nelerdir?
Tek celsede boşanma için anlaşmalı boşanma olması gerekmektedir.
Zina, hayata kast, haysiyetsiz yaşam sürme, terk gibi özel nedenler delillerle ispat edilmesi gereken boşanma nedenleridir. Özel nedenlerin olduğu durumlarda tek celsede boşanmak zordur. Kusurun ortaya konması, delillerin toplanması veya tanıkların dilenmesi zaman alır.
Boşanmada ağır kusurlar nelerdir?
Özel boşanma sebebi olan zina, hayata kast gibi nedenler boşanmada ağır kusurlar olarak kabul ediliriler.
Mutlak boşanma sebebi nedir?
Zina, hayata kast, pek kötü davranış, onur kırıcı davranış, terk, anlaşmalı boşanma ve üç yıl süren ayrılık ‘mutlak’ boşanma nedenleridir.
Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma Davası Tazminat Alınabilir Mi?
Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davasında menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen taraf tazminat isteyebilir ama tazminatı alabilmesi için kusursuz ya da daha az kusurlu olması gerekmektedir.
Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma Davası Ne Kadar Sürer?
Bu davaların ortalama bitiş süresi 1-2 yıl arasındadır.

Yorum yaz

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız.
Gizlilik Politikası